Sağlıkla ilgili her konuda 7/24 uzmanlarımıza danışabilirsiniz.

Danışman Formu >>

Duyurularımız

** HASTANEMİZDE **

SGK ANLAŞMALI OLARAK PLASTİK CERRAHİ POLİKLİNİĞİ HİZMETE GİRMİŞTİR.01.01.2008

** HASTANEMİZDE **

SGK ANLAŞMALI OLARAK FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON BÖLÜMÜ HİZMETE BAŞLAMIŞTIR. 01.02.2008

** HASTANEMİZDE **

AMATÖR DENİZCİ SAĞLIK RAPORU VERİLMEYE BAŞLAMIŞTIR. 01/06/2007

** HASTANEMİZDE

CHECK-UP SERVİSİMİZ GÜVENİLİR VE CAZİP FİYATLARLA HİZMETİNİZDEDİR. CHECH-UP RANDEVU İÇİN LÜTFEN ARAYINIZ. 01/01/2007

Sağlık İçin



KULAK BURUN BOĞAZ

KULAK BURUN BOĞAZ UZMANI KİMDİR?

Tüm doktor muayenelerinin %50’den fazlasının Kulak Burun Boğaz problemleri için olduğunu biliyor muydunuz?

Kulak Burun Boğaz uzmanı kimdir?

Kulak Burun boğaz uzmanı kulaklar,burun,boğaz ve baş-boyun ilgili yapıların tıbbi ve cerrahi tedavisi konusunda eğitilmiş bir doktordur.

Kulak,burun,nazal geçiş,sinusler,gırtlak,ağız boşluğu,üst yutak ile yüz ve boyunda yer alan yapıların (boyun kitleleri,tiroid,tükürük bezleri gibi) hastalıklarının tedavisi Kulak Burun Boğaz dünyada en eski tıbbi uzmanlık dallarından biridir.

Kulak:

Bir Kulak Burun Boğaz uzmanının benzersiz ilgi alanı kulaklardır. Bu ise duyma bozuklukları,kulak enfeksiyonları,denge bozuklukları,yüz siniri veya kafa siniri bozuklukları ve aynı zamanda dış kulak ve iç kulağın doğumsal hastalıkları ve kanserlerinin tıbbi ve cerrahi tedavisini kapsar.

Burun:

Burun boşluğu ve sinüslerin bakımı;Kulak Burun Boğaz uzmanının ilk görevlerindendir.Burun boşluğu, paranasal sinüsler,alerji,koku alma ve burun solunum bozuklukları ve burunun dış görünümü ile bozukluklar Kulak Burun Boğaz uzmanlığının ilgi alanıdır.

Boğaz:

Kulak Burun Boğaz uzmanlığına özel olarak bu uzmanlık alanına gırtlak ve üst solunum ve sindirim yolu veya sindirim borusu hastalıklarının tedavisi girer.Bunun içinde de ses,solunum ve yutma ile ilgili bozukluklar vardır.

Baş ve Boyun:

Kulak Burun Boğaz uzmanları Baş ve boyun bölgesinin enfeksiyon hastalıkları,tümörleri (habis ve selim). yüz travması ve yüz deformitelerinin tedavisi için eğitilmişlerdir.Kozmetik,plastik ve onarım cerrahisi uygulamarını yaparlar.

Bir Kulak Burun Boğaz uzmanı diğer tıbbi ve cerrahi uzmanlıklardaki doktorlarla çalışabilir. Kafa tabanı hastalıklarının tedavisinde beyin cerrahları,kozmetik ve travmatik deformite tedavisinde plastik cerrahlar, göz yakınındaki yapısal anormalliklerin tedavisinde göz doktorları,çene ve diş travmalarının tedavisinde ağız cerrahları,sinüs hastalıklarında alerji,deri kanseri tedavisinde dermatoloğlar, baş boyun kanser tedavisinde onkologlar,çocuk ve genel toplumda genel enfeksiyöz,doğumsal,travmatik ve habis hastalıkları ve bozuklukların tedavisinde pediatrist ve aile hekimleri ile ortak alan paylaşırlar.

Eğitim

Türkiye’de bir Kulak Burun Boğaz uzmanının yetişmesinde 14 yıl ilköğretim ve lise eğitimi sonrası 6yıl tıp eğitimi ve bunun sonrasında da 3.5-4 yıl KBB eğitimi gerekmektedir. Böylece toplam 24 yıllık bir eğitim sonrası KBB ve baş boyun cerrahisi uzmanı yetişmektedir.

Son yıllarda yapılan girişimlerle eğitim süresi yakın bir gelecekte en az 5 yıla çıkacaktır.Alt branşlar arasında pediatrik otolarengoloji,otoloji/nöroloji,alerji,yüz ve plastik rekonstriktif cerrahi, baş ve boyun cerrahisi,larangoloji ve rinolojiyi sayılabilir. Bazı Kulak Burun Boğaz uzmanları bu 7 alanın birinde çalışmalarını sürdürürler. ABD’deki çalışma sistami ve board imtihanının benzeri bir uygulama TTO ve KBB derneklerinin ortak çalışmasıyla yakın bir zamanda ülkemizde uygulamaya geçecektir.

BADEMCİK VE GENİZ ETİ

Bademcik (Tonsil) ve geniz eti (Adenoid) olarak isimlendirilen dokular ienfoid hücrelerden oluşmuştur. Lenfosit yapımında rolü vardır.Yeni doğanda eneden geçen immünglobulinler nedeniyle küçüktürler.4-5 yaşlarda daha sık olmak üzere enfeksiyonlara bağlı olarak büyürler.İleri yaşlarda küçülme eğilimi gösterirler.Geniz etinin büyük olması burundan solunuma engel oluşturur.Ayrıca kulak ve sinüslerin boşalımını bozarak değişik boyutta problemlere yol açarlar.Bu çocuklarda işitme kayıpları,horlama,ağızdan soluma,gece öksürükleri,burun akıntıları gözlenmektedir.Kronik geniz eti iltihapları veya büyümeleri ortadontik bozukluklar ve konuşma bozukluğuna yol açabilmektedir.

Bademcik ve geniz eti büyümeleri üst solunum yolunu daraltacak boyuta ulaştığında horlama ve apne dediğimiz uykuda nefessiz kalma gibi ciddi sorunlar başlatır. Bu durumlarda bir KBB uzmanı ile görüşülmesinde yarar vardır.

Romatizmal ateş olarak bilinen hastalık A grubu beta hemolitik streptokoklara karşı oluşturulan antikorların yol açtığı bir komplikasyondur. Kalp kapakçıklarında bozukluklara yol açabilmektedir.

BADEMCİKLER VE GENİZ ETİ HANGİ DURUMLARDA ALINMALIDIR?

Bademcik ve geniz eti ameliyatların KBB kliniklerinde sık uygulanmaktadır. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinden cerrahi olarak bunların çıkartılmasına baş vurulmaktadır.Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriteri vardır.

Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliği belirlenir.

Kesin ameliyat gerektiren durumlar:

  • Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması.
  • Bademcik etrafında apse (Peritonsiller abse)
  • Kötü huylu tümör şüphesi
  • Çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.

Göreceli kriterleri en başından sık tekrar eden bademcik enfeksiyonları gelmektedir.Bademcik ameliyatlarının %40’ı bu nedenle yapılmaktadır.

  • Son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başında 5’şer defa veya son üç yılda yıl başına 3’er defa yada daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi
  • Difteri (Kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları
  • Kalp kapak bozukluğu olan kişiler.
  • Bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilir.

Bu gibi durumlarda kronik bademcik iltihaplanması olarak adlandırılır. Çözümünde cerrahi tedavisi önerilir, planlanır.

BU AMELİYATLAR HANGİ YAŞTA YAPILIR?

Bademcik hastalıkları çocuk yaş grubu sorunu olarak bilinmekle birlikte erişkin içinde aynı kurallar geçerlidir. Ameliyata engel oluşturacak herhangi bir ciddi sağlık problemi olmayan erişkinlerde de bademcik ameliyat uygulanmaktadır. Alt yaş sınırı zorunlu haller dışında 4-5 yaş olarak belirlenmiştir. Üst yaş sınırı belirlemek mümkün değildir. Genel olarak ileri yaşlarda bu hastalığın görülme oranı düşüktür ve çoğu zaman basit çözümler tercih edilmektedir.

BADEMCİK AMELİYATI RİSKLİMİDİR?

Bademcik ameliyatları riski oldukça düşük orandadır.İstatistiklerde 14.000 ameliyattan birinde anesteziye veya cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmektedir.Ameliyat sonrası ciddi kanama oranı 5/1000 gibi orandadır.Bademcik ameliyatından sonra vücudun savunma sistemi ile ilgili bir çok bilimsel çalışma yapılmış ancak ancak net bir sonuç elde edilmemiştir. Bademcikleri alınmış insanlarda lenfositlerin bazı tiplerinin sayısında azalma gösterilmiştir. Ancak bunun klinik olarak sorun doğurduğuna rastlanılmamıştır. Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını artırmamaktadır.

BOĞAZ AĞRISI NEDENLERİ VE TEDAVİSİ

Boğaz ağrısı en sık rastlanılan tıbbi şikayetlerden biridir. Türkiye’de çok fazla kişi bu şikayetle doktora müracaat etmektedir.

Boğaz ağrısına ne sebep olur?

Boğaz ağrısı başta enfeksiyonlar olmak üzere çeşitli hastalıklarda ortaya çıkan bir şikayettir. Enfeksiyonlar ya virüsler (soğuk algınlığı, grip gibi) yada bakteriler arasındaki en önemli fark bakterilerin antibiyotiğe cevap vermesine rağmen virüslerin cevap vermemesidir.

Virüsler:

Virüsler en sık sebep olduğu boğaz ağrısı soğuk algınlığı sırasında görülen ve burun akıntısı, kaşıntı, hapşırık, vücutta kırgınlık ve ağrı ile birlikte olan boğaz ağrısıdır ve bilinen yüzlerce çeşit virüsün biri hastalığın sebebidir. Vücut virüslere karşı antikor üreterek yaklaşık bir hafta içinde hastalığı yener. Boğaz ağrısı, kızamık, suçiçeği, boğmaca ve krup gibi başka viral hastalıklara da eşlik edebilir. Boğazdaki aftlar ve ateş kabarcıkları da oldukça ağrılı olabilir.

Enfeksiyöz mononükleozis denilen özel bir viral enfeksiyonun iyileşmesi bir haftadan uzun sürebilir. Virüs lenf sistemi içine yerleşerek bademciklerde, boyunda, koltuk altında ve kasıkta şişlikler oluşturur. Bu hasalık boğazda şiddetli ağrı ile birlikte bazen solunum güçlüğü, karaciğer rahatsızlığı ve buna bağlı sarılığa sebep olabilir. Ayrıca 6 hafta veya daha uzun sürebilen yorgunluğa sebep olur.

Bu hastalık buluğ çağı veya genç erişkin dönemindeki kişileri etkiler. Hastalık tükürük ile bulaştığı için ‘öpüşme hastalığı’ olarak da isimlendirilmiştir.

Hastalık ayrıca ağız-el, el-ağız yoluyla veya aynı havlu veya çatal kullanılması yolu ile de bulaşabilir.

Bakteriler:

Boğaz ağrısı çeşitli tip streptokoklar tarafından da oluşturulabilen bir rahatsızlıktır. Bu hastalık aynı zamanda kalp kapakçıkları ve böbrekleri de etkileyebilir. Streptokoklar ayrıca bademcik enfeksiyonu, zatürre, sinüzit ve kulak hastalıklarına da yol açabilir.

Tüm bu ciddi komplikasyonlar sebebi ile streptokokların yol açtığı boğaz ağrısı antibiyotik ile tedavi edilmelidir. Bakteriyel boğaz ağrıları genellikle soğuk alınganlığından daha uzun süren hastalık yaparlar. Streptokokların yaptığı hastalık muayene ile tanınamıyorsa boğaz kültürü yapılması gerekebilir.

Son zamanlarda kullanılmaya başlayan ‘strep testi’ 24 saatlik kültürde üreme süresine kıyasla 15 dakika içinde streptokok enfeksiyonu varlığını gösterebilir. Bu testlerin pozitifliği doktorun antibiyotik yazmasına sebep olur. Ancak strep testi veya kültür antibiyotiği hak eden pek çok bakterilerin gözden kaçmasına sebep olabilir.

Tonsillit boğazın her iki tarafında yer alan bademciklerin iltihabırdır. Yaşamın ilk 2-3 yılında bu dokular enfeksiyonu yakalar ve çocuğun kendi savunma sistemini yaratmasına yardımcı olur. Sağlıklı bademcikler enfekte kalmaz ve tonsillit sebebi ile sık sık boğaz ağrısı geçirme bademcikteki iltihabın tam olarak tedavi edilmediğini gösterir. Son yıllarda yapılan bir çalışma sık sık tonsillit atağı geçirmekte olan çocukların (birkaç yıl boyunca senede 3-4 tonsillit atağı) bademciklerinin cerrahi bir operasyonla çıkartılmasından sonra daha sağlıklı olduklarını göstermiştir.

Burun veya sinüslerdeki enfeksiyonlar da boğaz ağrısına sebep olabilir çünkü içinde bakteri olan hastalıklı akıntı boğaza doğru gittiği için hastalığı buraya taşır.

Tahriş:

Soğuk kış ayarlarında kuru ısı özellikle sabahları, tekrarlayıcı ve yanıcı şekilde bir boğaz ağrısına sebep olur. Bu durum odanın nemlendirilmesi ve sıvı alımının artması ile düzelir. Burun tıkanıklığı olan ve sürekli ağızdan nefes alan hastalarda da boğaz kuruluğu oluşur. Bu hastalarda burun muayenesi ve tedavisi gerekmektedir.

Sabahları oluşan seyrek bir boğaz ağrısı sebebi de mide asit salgısının ağız ve boğaza geri gelmesi ve buna bağlı tahriş ağrısıdır. Bunu tedavisi ise yatarken ayak hizasından biraz daha yüksek olmasına dikkat etmektir. Ayrıca yatmadan 1-2 saat öncesinde bir şey yememeye dikkat etmek gerekir. Doktora görünmenizde yarar vardır.

Endüstriyel kirlilik ve kimyasal maddeler boğaz ve burunu tahriş ederler ancak en sık ve rahatsız edici hava kirliliği sebebi sigaradır. Alerjik veya içindeki maddelere duyarlı olan insanları rahatsız eder.

Sesini çok fazla zorlayan bir insan (örneğin bir spor karşılaşmasında) da boğaz ağrısından yakınır ve bu ağrı sebebi ses tellerine kötü muameledir. İyi eğitilmiş ve deneyimli spikerler ve şarkıcılar seslerini ve boğazlarını bu şekilde zorlamamasını öğrenirler. Yüksek sesleri boğaz kaslarını zorlamadan derin nefes alıp karın ve göğüs kafesi kaslarını kullanarak çıkarırlar.

Boğaz, dil ve gırtlak tümörleri de genellikle uzun süre sigara ve alkol içimi ile ilgilidirler. Bazen kulağa yayılabilen boğaz ağrısı ve yutkunma zorluğu böyle bir tümörün semptomları olabilir. Sıklıkla boğaz ağrısı çok hafif ve kroniktir ve hasta tarafından fark edilmeyebilir. Diğer önemli semptomlar arasında ses kısıklığı, boyun kitle, açıklanamayan kilo kaybı ve/veya tükürükle kan olması sayılabilir.

Bu hastalıkla tanı kulak, burun ve boğaz üzerinde uzmanlaşmış doktorların şüpheli bölgeleri gösteren özel aynalar ve teleskopik aletlerle yapacağı muayene ile konabilir.

Boğaz ağrımı nasıl tedavi edebilirim?

Soğuk algınlığını sebebi ile oluşan boğaz ağrısı şu önemlerle rahatlatılabilir:

  • Sıvı alımınızı arttırın
  • Yatak odanızın havası nemli olsun
  • Tuzlu su ile günde birkaç kez gargara yapın
  • Asetaminofen gibi hafif ağrı kesiciler kullanın

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Boğaz ağrının ciddi ise, soğuk algınlığının normalde geçeceği 5-7 günde geçmemişse, alerji veya tahriş edici bir maddeye bağlı değilse tıbbi yardım almalısınız. Aşağıda yer alan bulgu semptomlar varsa doktorunuzu görmeniz gerekmektedir:

  • Ciddi ve uzamış boğaz ağrısı
  • Soluk almadan ve yutkunmada güçlük
  • Ağzı açmadan güçlük
  • Kulak ağrısı, eklem ağrıları
  • Döküntü, ateş
  • Tükürükte kan
  • Sık tekrarlayan boğaz ağrısı
  • Boyunda kitle
  • 2 haftadan uzun süren ses kısıklığı

TAT VE KOKU ALAMIYORUM

Koku Alma ve Tat Alma Bozuklukları ciddi sorunlar mıdır?

Koku ve tat alma sorunlarının yaşamımızda büyük etkileri olabilir. Bu duyularımız esas olarak yaşam keyfimize, iştahımıza, sosyal yaşamımıza katkıda bulunduğu için, koku ve tat alma bozuklukları ciddi olabilir. Bozuldukları zaman, yaşam biraz tadını kaybede, daha az yeriz, daha az sosyal oluruz ve sonuçta kendimizi daha kötü hissederiz. Birçok yaşlı insan bu sorunla karşı karşıyadır.

Koku ve tat aynı zamanda bizlerin yangın, zehirli gazlar, bozulmuş yemekler gibi tehlikelere karşı uyarırlar. Aşçılar ve itfaiyeciler gibi bazı meslekten olanlar için bu duyuların keskin olması çok önemlidir. ABD’de yapılan bir çalışmada 200.000’den fazla kişinin her yıl koku ve tat alma bozukluklarıyla doktora başvurduğu tahmin edilmektedir, ancak çok daha fazla vaka bildirilmeden kalmaktadır.

Koku duyusunun kaybı sinüs hastalığının, burun pasajda bir kütlenin, ya da nadir durumlarda beyin tümörlerinin bir belirtisi olabilir.

Koku ve tat duyuları nasıl çalışır?

Koku ve tat kimyasal duyu alma sistemimize aittir. Koku ve tat almanın karmaşık süreci etrafımızdaki maddelerden salınan moleküllerin burun, ağız ve boğazdaki özel sinirleri uyarlamasıyla başlar. Bu hücreler mesajları özgül koku ve tatların tanımlanmış olduğu beyne iletirler.

Koku siniri hücreleri, bir gülün güzel kokusu ya da fırındaki ekmeğin kokusu gibi çevremizdeki kokularla uyarılırlar. Bu sinir hücreleri, bulunurlar ve doğrudan beyinle bağlantılıdırlar.

Tat siniri hücreler, tükürükle karışmış yiyecek ve içecekle etkileşirler ve ağız ve boğazın tat koncalarında kümeleşmişlerdir. Dilde görülebilen küçük yumruların çoğu tat koncaları içerir. Bu yüzey hücreleri tat bilgisini beyine mesajları yollayan yakın sinir liflerine iletirler. Bir başka kimyasal duyular mekanizma olan genel kimyasal duyu, koku ve tat duyumuza katılır. Bu sistemde, özellikle gözlerde, burunda, ağızda ve boğazdaki binlerce serbest sinir ucu amonyağın iğneleyiciliğini ve biberin “ateşi” gibi duyuları tanımlarlar.

Tat

Genel olarak dört temel tat duyusunu algılayabiliriz:

  1. Tatlı
  2. Ekşi
  3. Acı
  4. Tuzlu

Bu tatların bazı kombinasyonları –yalnız basına dokunuş, sıcaklık, koku ve genel kimyasal duyudan gelen duyu ile-bir tat üretirler. Bu bize fıstık mı yediğimizi gösteren tattır. Birçok tat, temel olarak koku duyusu aracılığı ile tanınır. Örneğin çikolata yerken burnunuzu ayırabilseniz bile çikolatanın tadını almakta zorlanacaksınız. Bunun sebebi çikolatanın tanıdık tadının büyük ölçüde kokuyla algılanmasıdır. Kahvenin iyi bilinen tadı da böyledir. Bu, kendi yaptığı yemeği deneyen bir aşçıbaşı örneğinde olduğu gibi lezzetli bir tadı bütünüyle almak isteyen birinin her lokmadan sonra niçin burnundan nefes dışarı verdiğini açıklamaktadır. Tat ve koku hücreleri sinir sisteminde eskiyince yada zarar görünce yenilenen yegane hücrelerdir. Bilim adamları bu fenomeni diğer hasarlı sinir hücrelerine yenileme yollarını ararken incelemektedir.

Koku ve tat alma bozukluklarına sebep olan nedir?

Bilim adamları, koku duyusunun insanların 30-60 yaşları arasında en keskin olduğunu buldular. 60 yaşından sonra azalmaya başlar ve yaşlı insanların büyük bir kısmı koku alma yeteneklerini kaybederler. Her yaşta kadınların koku algılaması genel olarak erkelerden daha iyidir. Bazı insanlar zayıf bir koku ve tat duyusuyla doğarlar.

Üst hava yolu enfeksiyonları (soğuk algınlıkları, viral enfeksiyonları) koku ve tat kayıpları için suçlanmıştır.

Kafa yaralanmaları da koku yada tat problemleri yarata bilir.

Deviasyon (burun ota perde eğriliği) ve Burunda yer kaplayan kitleler. Özellikle polip ve benzeri oluşumlarda burun tıkanıklığından dolayı koku partikülleri algılandıkları bölgelere ulaşamazlar.

Kimyasal maddeler: Böcek ilaçları gibi bazı kimyasallar veya ilaçlar

Tütün: insanların çoğunun en sık maruz kalacağı kirlilik biçiminden en yoğun olanı, tütün içiciliğidir. Kokuları tanıma yeteneğini bozar ve tat duygusunu azaltır. Sigarayı bırakmak koku işlevini artırır.

Işın tedavisi: Baş ve boyun kanserli radyoterapi almış kişiler daha sonra koku ve tat alma kaybından şikayet ederler. Bu duyular bazı sinir sistemi hastalıkları sırasında da kaybolabilir.

Larenjektomi: Gırtlaklarını kanser sebebiyle cerrahi sonucu kaybeden insanlar genellikle koku ve tat almada güçlükten yakınırlar. Larenjektomi hastaların yeniden burundan nefes alabilmek için özel bir “bypass” tüpü artması koku ve tat duyularının yeniden kazanılmasına yardım eder.

Koku ve tat alma bozukluklarına nasıl tanı koyulur?

Koku ve tat alma kaybının boyutları bir kişinin algılayıp tanıyabileceği bir kimyasal maddenin en düşük konsantrasyonu kullanılarak test edilebilir. Bir hastadan çeşitli kimyasal maddelerin kokularını ve tatlarını karşılaştırması istenebilir, hastaya çeşitli kimyasal maddelerin kokularının yoğunluğu ya da tadı, ya da bir kimyasal maddenin yoğunluğu arttığında kokuların ve tatların yoğunluğunun nasıl arttığı sorulabilir.

Koku ve tat alma bozuklukları tedavi edilebilir mi?

Bazen bir ilaç koku ve tat alma bozukluğu sebebi olabilir ve bu ilaç kesilirse ya da değiştirilirse durum iyiye gidebilir. Çoğu vakada, polip gibi burun tıkanıklığı sebepleri ortadan kaldırılabilir ve reseptörlerin bulunduğu bölgeye hava akımının sağlanması koku ve tat kaybını düzeltebilir. Bazen, kimyasal duyular kendiliğinden olarak kayboldukları gibi geri dönebilirler.

BURUN TIKANIKLIĞI

Burun tıkanıklığı, nefes alma zorluk çekme insanlığın en eski şikayetlerinden biridir. Bazıları için bu çok önemli olmasa bile kimileri bu şikayetlerden dolayı çok zorluk çeker. Doktorlar burun tıkanıklıklarının nedenlerini dört bölümde inceler ve bunlar arasında bazen benzer noktalarda olabilmektedir. Özelikle şikayetlerine birden fazla şeyin neden olduğu hastalarda bu ortak noktalar artmaktadır

YAPISAL NEDENLER

Burada ince bir kıkırdaktan oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran burun septumunun bozuklukları incelenir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucunda oluşmaktadır. Kaza çocukluk çağında olmuş olabileceği gibi unutulmuş bile olabilir. Yeni doğan bebeklerin yüzde yedisinde doğum sırasında burun zedelenmesi olabilmektedir. Burun deformiteleri ve septum deviasyonları çok sık görülür. Eğer bunlar soluk almayı güçlendirirse cerrahi olarak düzeltilebilir.

Çocuklarda en sık rastlanan burun tıkanıklığı nedeni geniz etinin büyümesidir. Bu bademciğe benzeyen ve damağın gerisinde burnun arkasında yer alan bir dokudur. Bu problemi olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar.

Bunun yanı sıra bu çocuklar sürekli olarak ağızlarından nefes alırlar, yüzlerinde bir mutsuzluk ifadesi vardır. Hatta dişlerinde de bozukluklar söz konusu olabilir. Geniz etini almaya yönelik cerrahi girişimler önerilebilir.

Bu kategori içinde yer alan başka nedenler arasında burun tümörleri ve yabancı cisimler de vardır. Çocuk küçük parçacıkları burnuna sokma eğilimindedir. Bunlar düğme, çengelli iğne, oyuncak parçaları, bezelye ve nohut olabilir. Tek taraflı kötü kokulu akıntı hissettiğinizde dikkatli olun. Çünkü bu yabancı cisim tarafından tıkalı bir burnun uyarısı olabilir. Bu durumda muhakkak bir doktora başvurulmalıdır.

ENFEKSİYON

Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez soğuk algınlığı geçirebilir. Bu gençlerde daha fazla bağışıklık sistemi gelişmiş yaşlı kişilerde ise daha azdır. Soğuk algınlığı virüsler tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bazı virüsler hava yoluyla geçerken çoğunlukla el burun yoluyla bulaşır. Virüs bir kere buruna yerleşince vücutta bulunan histamin adında bir kimyasal maddenin salgılanmasına neden olur. Bu madde sonucunda buruna giden kan miktarında belirgin bir artış gösterir. Sonuç olarak burun zarları şişer. Diğer taraftan burun zarlarından sıvı salgılanması da artar. Soğuk alınganlığı zaman içinde kendi kendine geçer.

Virüs enfeksiyonları sırasında burnun ve sinüslerin bakteri enfeksiyonlarına olan direnci azalır. Bu da soğuk algınlığı sırasında neden sıklıkla burun ve sinüs enfeksiyonu görüldüğünü açıklar. Burun akıntısı berrak görünümünden sar ve yeşile dönerse bu bakteriyel enfeksiyonu gösteriri ve muhakkak doktora başvurulmalıdır. Akut sinüs enfeksiyonlarında burunda tıkanıklık, koyu bir akıntı, hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yanaklarda ve üst dişlerde, gözler arasında ve gerisinde veya üzerinde ağrı ve hassasiyet bulunur. Kronik sinüs enfeksiyonları ağır yapabilirde yapmayabilir de. Fakat burun tıkanıklığı ve burun akıntısı sürekli vardır. Bazı hastalarda sinüslerden polip denilen yapılar gelişir. Hastalık aşağı hava yollarına da yayılarak kronik öksürük, bronşit ve astıma neden olabilir. Akut sinüzit genellikle antibiyotik tedavisine cevap verir, kronik sinüzit için ise genellikle cerrahi tedavi önerilir.

ALLERJİ

Saman nezlesi alerjik rinite ( burun iltihabı) verilen isimdir. Alerji; yabancı bir cisim,polen , ve tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı oluşan aşırı enflamasyon yanıtıdır. Bazen besinler de rol oynamaktadır. Polenler ilkbaharda veya sonbahar da sorun yaratırlar. Bunun yanında ev tozu bütün bir yıl boyunca rahatsız edebilir. Bunun ideal tedavisi şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmaktır. Ancak çoğu zaman bu pratik değildir. Alerjik hastalarda, soğuk algınlığında olduğu gibi, vücutta histamin salgılanmasına nende olan parçacıklar sonucunda burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşur. Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırılabilir. Dekonjestanlar genişlemiş kan damarlarını büzerek burnun açılmasını sağlarlar. Antihistaminiklerin büyük çoğunluğu uykuya meyli arttırırken dekonjestanlar tam bunun aksi olarak uyarıcı etki gösterir. Bu nedenle bu ilaçları bir arada kullanmak en doğru seçim olacaktır.

UYARI

Antihistaminnik kullanırken uykuya meyilli olanların otomobil kullanmaları veya tehlikeli işlerde çalışmaları çok sakıncalıdır.

Dekonjestanlar (pseudoefedrin) kalp hızını ve kan basıncını artırdıkları için yüksek tansiyonu, kalbin ritim bozukluğu, glokomu ve idrara çıkmada zorluğu olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hamileler alacakları herhangi bir ilaç için mutlaka doktorlarına başvurmalıdır.

Kortikosteroidler (kortizon) birçok alerjik hastada belirgin bir şekilde etkindir ancak bilinen yan etkilerinden dolayı muhakkak doktor kontrolunda kullanılmalıdır. Bunun yanında bu ilaçlar burun spreyi olarak kullanıldıklarında da etkilidirler ve bu kullanım şekli daha güvenlidir.

Alerjik aşıları en spesifik tedavi yöntemidir. Hangi maddelere karlı alerji olduğunu anlamak için kan ve deri testleri yapılır. Doktor tedavinin başlangıç şemasını belirleyecektir. Bunlar genelde enjeksiyonlar şeklinde olacaktır.

VAZOMOTOR RİNİT

Vazomotor kan damarları ile ilgili demektir. Burun zarları çok miktarda genişleme ve daralma yeteneğine sahip atar damar, toplar damar ve kılcal damarlara sahiptir. Adrenalin damarların büzülmesine neden olur. Bunun sonucunda zarlar büzülür, hava yolu açılır ve kişi daha rahat nefes alır. Bunun tam tersi enerjik atakta veya kişi soğuğa maruz kalınca gelişir. Kan damarları genişler ve burun tıkanır. Alerji ve enfeksiyonlara ek olarak bazı başka nedenler de burun damarlarının genişlemesine sebep olarak vazomotor rinite yol açar. Bunlar arasında stres, tiroid foksiyonlarında yetersizlik, hamilelik, bazı tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları ve burun açıcı damlaların aşırı veya uzun kullanılması sayıla bilir.

BURUN GERİSİNE AKINTI

Burun gerisine akıntı boğazda akıntı toplandığını hissetmek veya burnun gerisinden akıntının aktığının farkına varmaktır. Egzersizi kalın salgı veya boğaz kasları ve yutma ile ilgili sorunlardan ötürü de ortaya çıkabilir.

Normal olarak, burnu ve sinüsleri içini kaplayan salgı bezleri günde 250-500 ml. Salgı üretmektedir. Bu mukozanın yüzeyinde ancak mikroskopla görülebilen hareketli küçük kıllar vardır. Bunlar salgının geriye doğru hareket etmesini sağlar. Daha sonra bu bilinçsiz olarak farkına varmadan yutulur. Bu salgı zarları ıslatır ve temizler, enfeksiyonlara karşı savaşır. Bu salgının üretilmesi ve temizlenmesi sinirler, kan damarları, salgı bezleri, hormonlar, ve küçük kılcıklar arasında ki ilişkiye bağlıdır.

NORMAL OLMAYAN SALGILAR

Artmış ince ve temiz salgı soğuk algınlığı, grip (üst solunum yolu viral enfeksiypnu), alerjik, soğuk hava, parlak ışık, bazı besinler ve baharatlar, gebelik ve hormonal değişiklikler, doğum kontrol hapları ve bazı tansiyon ilaçlarının da içinde olduğu ilaçlar ve burun içi kemik eğriliği gibi durumlarda görülür.

Vazamotor rinit alerjik olmayan aşırı algılı ve tıkalı burun şikayeti yapan bir hastalıktır. Artmış kalın salgı sıklıkla kış aylarında nemlendirme yapılmadan ısıtılan, nemin düştüğü ev ve binalarda görülür. Bunun yanında sinüs ve burun enfeksiyonlarında ve kümes hayvanlarının ürünlerine karşı oluşan alerjilerde de görülmektedir. Eğer soğuk algınlığında ki salgı zaman içinde kalınlaşıp sarı, yeşil renk almaya başlıyorsa muhtemelen bakterilerin yol açtığı bir cismin belirtisi aşağıda ki nedenlerden birinden dolayı olabilir:

  1. Uzun süre çevreye ait tahriş edici maddelere maruz kalmak burnu kurutup zarların zarar görmesine neden olabilir (sigara dumanı, endüstriyel dumanlar, araba dumanları). Salgı azaldığında normalden daha kalındır ve yanlış olarak artmış hissi verir.
  2. Yapısal bozukluklar (burun septumu düzensizlikleri) hava akımını değiştirerek burun zarlarının kurumasına neden olur. (yapısal bozukluğa bağlı olarak salgıyı arttırır veya azaltır.)
  3. Yaşın ilerlemesiyle mukus zarlar büzüşür ve kurur. Bu normalden daha az ve kalın salgın yapılmasına ve kişinin BGA hissine kapılmasına yol açar.
  4. Diğer az rastlanan nendeler de zarlarda değişiklik yaparak bu hisse nende olurlar.

TEDAVİ

Tedaviye başlamadan önce mutlaka teşhis konulmalıdır. Bu detaylı bir Kulak Burun Boğaz muayenesi ve muhtemel bazı laboratuar, endoskopi ve röntgen çalışmalarını içermektedir.

Bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotikler ile tedavi edilir ancak bunlar geçici bir iyileşme sağlar. Kronik sinüzite kapalı sinüzite kapalı sinüslerin ağzını açmak için yapılacak cerrahi bir müdahaleye ihtiyaç vardır.

Alerji; sebebini ortadan kaldırmakla kontrol edilebilir. Antihistaminikler ve dekonjestanlar, kromolin ve steroid burun spreyleri, diğer şekillerdeki steroid burun spreyleri, diğer şekillerdeki steroidler ve hiposensitizasyon (aşı tedavisi) tedavi için kullanılabilir. Ancak bazı antihistaminikler kurumaya neden olup salgıyı daha da kalınlaştırırlar. Dekonjestanlar kan basıncının artmasına, kalp ve tiroid rahatsızlıklarının şiddetlenmesine nende olurlar. Steroid spreyler tibbi kontrol altında genellikle yıllarca güvenle kullanılabilir. Ancak kısa dönemde yan etkisi olmayan ağızdan alınan ve enjeksiyonla verilen steroidlerin uzun dönem kullanımlarında muhakkak sıkı bir kontrol ve gözlem yapılmalıdır.

Yapısal bozukluklar cerrahi uygulama gerektirir. Septum deviasyonu sinüslerin normal olarak boşalmasını engeller ve kronik sinüzite neden olur. Septumdaki bir çıkıntı tahrişe ve anormal salgıya sebeb olacaktır. Septumdaki bir delik kabuk bağlamaya neden olur. Genişlemiş veya şekli bozulmuş konkalar ( burnun yan duvarlarında çıkan ve hava akımının ayarlıyan, nemlendiren yapılar) veya polipler (enfeksiyon, alerji veya tahriş sonucunda oluşan selim büyümeler) de aynı şikayetlere yol açabilir. Her zaman bir neden bulmak mümkün olmayabilir. Tıbbi tedavi cevap vermezse hasta cerrahi tedaviye karar vermelidir.

Bazı durumlarda özel bir neden bulunamaz. Düzeltilebilecek bir hastalık yoksa tedavi daha kolay akabilmesi için salgının inceltilmesi yönünde olur. Bu daha ziyade sıvı alımı yetersiz olan yaşlı kişiler için geçerlidir. Bu hastalar günde en az sekiz bardak su içmeliler, kafeini bırakmalılar ve eğer uygunsa idrar söktürücü kullanmamalıdırlar. Salgıyı inceltecek guaifenesin veya organik iyot kullanıldığında tükrük bezlerinde şişme veya vücutta döküntü gelişirse ilaç kesilmelidir.

Burunun su ile yıkanması kalın ve azalmış salgının düzeltilmesine yardımcı olur. Bu burun için yapılmış özel cihazlarla günde iki ila altı defa uygulanabilir. Sıcak suyun içine yapılabilir. Son olarak da reçete gerektirmeyen basit tuz çözeltiler burnu nemlendirmek için kullanılır.

KRONİK BOĞAZ KIZARIKLIĞI (FARENJİT)

Burun gerisine askıntı sıklıkla tahriş sonucu kızaran bir boğaza nende olur. Boğaz kültürlerinden genellikle bir sonuç alınmaz ama bademcikler ve diğer dokular şişerek rahatsızlığa nende olurlar. Akıntı tedavi edildiğinde bu olayda ortadan kalkacaktır.

BURUN KANAMASINA DİKKAT!

Burun kanamaları çoğunlukla can sıkıcıdır. Ancak bazen korkucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar burun kanamalarını iki guruba ayırmaktadırlar.

1. Ön burun kanamaları burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran yada oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösteriri.

2. Arka kanama: Burun arkasından olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.

Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipi bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler yada travma geçirmiş kişilerdir. Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya nende olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burun orta bölgesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır.

Bu amaçla vaselin gibi kremler kullanılabilir. Günde üç defa kullanılması önerilir. Ancak gece yatmadan önce sürülmesi yeterlidir.

Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin faydası vardır.

ÖN KANAMALARIN DURDURULMASI

Siz yada çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız.

Burunun ucundaki yumuşak kısmı başparmağınız arasına alınız.

  1. Burunu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırın.
  2. Beş dakika böyle bekleyiniz. ( saat tutunuz.)
  3. Başınızı kalbinden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız yada başınız daha yukarıda uzanmanınız önerilir.
  4. Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. ( Bir plastik torba içine buz doldurarak.)

KANAMA DURDUKTAN SONRA YENİDEN KANAMAYI ÖNLEMEK

  1. Sümkürmemeye dikkat ediniz.
  2. Yerden ağır bir şey kaldırmak yada buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız.
  3. Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarıda tutmaya çalışınız.

TEKRAR KANAMA OLURSA

  1. Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz.
  2. 3,4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız.
  3. Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız.
  4. Doktorunuzu arayınız.

NE ZAMAN DOKTORU ARIYALIM YADA ACİL SERVİSE BAŞVURALIM?

Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa;

Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.

Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok boğaz arkasına doğru oluyorsa.

SİNUZİT

Bu sinuzit beni çok etkiliyor sorusuna cevabınız hayır ise siz çok şanslısınız demektir. Çünkü her yıl milyonlarca insan burunda dolgunluk, baş ağrısı ve burun akıntısı gibi şikayetlerle sinüs sorunu yaşamaktadır.

SİNÜS NEDİR?

Evet, yeni doğmuş bir bebeğin bile çok küçük olsa dahi sinüsleri vardır. Başlangıçta bezelye büyüklüğünde olan bu boşluklar burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen boşluklardır. Çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Hava cepleridirler. Burnun iç yüzünü kaplayan zarın aynısı tarafından kaplanmaktadırlar ve bir kurşun kalem başı büyüklüğünde açıklarla burun boşluğuna bağlanırlar.

Sinüsler normal salgı (mukus) oluşturan burun, sisteminin bir parçasıdır. Normal olarak burun ve sinüsler günde yaklaşık olarak yarım litre mukus salgılar. Üretilen mukus burun örtüsü (mukoza) üzerinde hareket ederek toz parçacıklarını, bakterileri ve diğer havayla taşınan partikülleri süpürür ve yıkarlar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur.

BURUN GERİSİNE AKINTl NE DEMEKTİR?

Burun içi; hava kirliliği tarafından, allerjiye neden olan maddeler tarafından, dumanla veya virüsler tarafından rahatsız edildiğinde normalden çok fazla mukus üretir. Bu burun zarlarındaki allerjik maddeyi yıkayıp uzaklaştırmak amacıyla bol miktarda üretilmiş, berrak su gibi bir salgıdır. Burun arkasına doğru su gibi bir salgı oluşur. Arkaya akıntının en önemli nedeni bu olaydır. Bir başka tipte ise mukus yapışkan ve kıvamlıdır. Bu, hava yollarının çok kuru olduğu ve zarların yeterince sıvı salgılıyamadığı durumlarda görülür. Bakteriler tarafından oluşturulan enfeksiyonlarda da yapışkan ve kıvamlı mukus gözlenir aynı zamanda cerahatten dolayı mukusun rengi sarı veya yeşil olabilir.

SİNÜSİT NEDİR?

"-it" eki tıpta enfeksiyon veya enflamasyonu ifade eder. Bu nedenle sinüzit, sinüslerin enfeksiyonu veya enflamasyonudur. Tipik bir akut sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir atak sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlar o kadar çok şişebilir ki sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemezse mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur. Hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yüzde veya alında üzerine basmakla oluşan, gözler arasında veya gerisinde, yanaklarda ve üst dişlerde ağrıya meydana gelir. Çıkışı kapalı ve mukus dolu bir sinüs bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır. Soğuk algınlığı normalden fazla sürerse ve sümüğün rengi yeşil-sarıya dönerse veya garip bir tat oluşursa muhtemel bakteriyel enfeksiyon gelişmiştir. Akut sinüzit olgularında yüzdeki ve alındaki ağrı çok kötü olabilir. Sinüs çıkışının uzun süre kapandığı durumlarda kronik sinüzit gelişir. Baş ağrısı az görülür ancak akıntı ve kötü koku devam eder. Enflamasyonun çok aşırı olması sonucunda polip adı verilen oluşumlar gelişir. Bazı sinüzit olguları üst dişteki enfeksiyonun sinüse geçmesi sonucunda oluşur.

Sinüzit olgularının büyük çoğunluğu tıbbi tedaviye cevap verir ve tehlikeli değildir. Bununla birlikte sinüs içindeki bir enfeksiyon hem göze hem de beyne çok yakındır. Enfeksiyonun göze veya beyine yayılması çok nadirdir. Enfeksiyonlu sinüslerden akan mukus akciğerler için sağlıklı değildir. Böylece sinüzit; bronşit, kronik öksürük veya astımı ya azdırır yada bunların ortaya çıkmasına neden olur.

SİNÜZİT BAŞ AĞRISI NEDİR?

Soğuk algınlığı sırasında veya burun örtüsü şiştiği ve burnun aktığı zamanda veya burun sümükle dolu olduğunda yüzde, yanaklarda, alında veya göz çevresinde ortaya çıkan baş ağrısı muhtemelen sinüzit ağrısıdır. Sinüs enfeksiyonu buna neden olur. Bir başka tür sinüs baş ağrısı ise uçak inmek üzere alçaldığı zaman ortaya çıkar. Bu özellikle soğuk algınlığınız veya aktif allerjiniz varsa belirgin olur (buna "Vakum Baş Ağrısı" denilir). Maalesef sinüs baş ağrısıyla karıştırılabilecek birçok başka neden vardır. Örnek olarak migren ve diğer damar kaynaklı baş ağrıları veya gerginlik baş ağrısı hem alın ve göz çevresinde ağrı oluşturması hem de burun akıntısına da neden olabilmelerinden dolayı sinüzit ile karıştırabilirler. Ancak bu tip baş ağrıları doktor müdahalesi olmadan kısa sürede gelip geçerler. Doktor müdahalesi olmadan uzun süren ve ancak antibiyotik tedavisiyle düzeltilebilen sinüzitten farklıdırlar. Bununla birlikte arada sırada gelen, bulantı ve kusmaya neden olan baş ağrısı daha ziyade migren baş ağrısıdır. Şiddetli, sık ve uzun süren baş ağrılarının tanısı için mutlaka doktora baş vurulmalıdır.

KİMLER SİNÜS PROBLEMİYLE KARŞILAŞIRLAR?

Gerçekte herkes sinüs enfeksiyonu geçirebilir ancak bazı gruplar daha hassastırlar.

  1. Allerjisi olanlar : Bir allerji atağı soğuk algınlığı gibi mukozanın şişmesine, sinüs kanallarının kapanmasına, mukus akımının engellenmesine ve bakteri enfeksiyonuna neden olur.
  2. İyi nefes almayı ve mukus akışını engelleyecek yapısal burun bozuklukları olanlar : Örnek olarak kırık bir burun veya septum deviasyonu (septum burun delikleri arasında burnu sağ ve sol olmak üzere ikiye bölen kıkırdak bir yapıdır. Bunun bir tarafa doğru eğilmesine deviasyon denir.)
  3. Sık sık enfeksiyona maruz kalanlar: Okul öğretmenleri ve sağlık personeli hassastır.
  4. Sigara içenler: Tütün dumanı, nikotin doğal direnç mekanizmasını bozarlar.

TEDAVİ

Doktorunuz size soluk alıp vermeniz, burun akıntınızın rengi ve kokusu ve hangi olayların (günün hangi saatinde veya hangi mevsiminde ) bu bulgulara neden olduğu ile ilgili sorular soracaktır. Baş ağrınızı tarif etmeye hazır olun; Ne zaman ve hangi sıklıkta olduğu, ne kadar sürdüğü, bulantı, kusma, görme bozukluğu, veya burun tıkanıklığı ile ilişkili olup olmadığı. Kulak Burun Boğaz uzmanı özellikle mukozanın görünüşüne ve salgının niteliğine dikkat ederek kulağınızı, burnunuzu, ağzınızı, dişlerinizi, ve boğazınızı muayene edecektir. Burnunuzdaki hassasiyeti inceleyecektir. Bazı durumlarda sinüslerinizin röntgen fılmi gerekli olabilir. Tedavi doktorunuzun koyduğu teşhis ile bağlantılı olacaktır. Enfeksiyonlar için antibiyotik tedavisi veya cerrahi müdahale bazen de her ikisi birden gerekebilir. Akut sinüzit çoğunlukla antibiyotik tedavisine yanıt verirken kronik için genellikle cerrahi müdahale gerekmektedir. Son yıllarda uygulanan Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS) bu hastalıkların çözümünde uygulanan basit bir tekniktir. Sonuçlar oldukça başarılıdır. Eğer bulgular allerji, migren veya sinüzite benzeyen bir başka nedenden dolayı ise doktorunuz alternatif bir tedavi planı uygulayacaktır.

ALERJİK BURUN HASTALIĞI

SAMAN NEZLESİ NEDİR?

Saman nezlesi tanımı yanlış isimlendirilmektedir. Çünkü saman bu olaya neden olmaz. Hastalık; akan, kaşınan burun ve göz, hapşırma, boğaz kaşıntısından oluşmaktadır. Havaya solunan parçacıklara karşı gelişen alerji buna neden olmaktadır. Yaz gribi ise bilinen virüs enfeksiyonlarından farklıdır, gribin aksine saman nezlesi gibi havadaki parçacıklara karşı gelişen bir alerjidir. Saman nezlesi ve yaz gribi tıp dilinde alerjik rinit olarak bilinen durum için kullanılan yaygın isimlerdir. ( Rinit, burun iltihabıdır.) Bazı insanlar çok hafif atlatırken bazıları için çok ağır geçmekte, işlerini engellemekte ve yaşam kalitesini bozmaktadır.

ALLERJİNİN NEDENİ NEDİR?

Bir bitki veya hayvana ait bir parçacık vücuda girerse bu istilayı önlemek amacıyla bağışıklık sistemine ait bir yanıt gelişir. Normal şartlar altında bu yararlı, doğal bir korunmadır. Bununla birlikte bazı kişiler bir takım maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermektedir. Bu olay ailevi olarak görülme eğilimi göstermektedir.

Alerjiler vücudu antikor yapmak üzere uyarırlar. Bunlar daha sonra alerjenlerle birleşerek, vücud da bu şekilde istenmeyen etkilere yol açan bazı kimyasal maddelerin salgılanmasına neden olurlar.

Histamin bunlar içinde en iyi bilinen kimyasal maddedir. Bu madde burun zarlarının şişmesine, kaşıntıya, tahrişe ve aşırı miktarda akıntı oluşmasına neden olur.

HANGİ ALLERJENLER RİNİT YAPAR?

Havada Taşınabilecek kadar küçük ve hafif olan hayvan ve bitki proteinleri gözümüz burnumuz ve boğazımızdaki zarlar üzerinde birikirler. Polenler, mantar sporları, hayvan tüyleri ve ev tozu bu parçacıkların en sık rastlananlarındandır. İlkbaharın erken dönemlerinde polenler yada çevrede sıklıkla rastlanan ağaçlar neden olmaktadır. İlkbaharın geç dönemlerinde ise polenler çayırlardan kaynaklanmaktadır. Renkli süs bitkileri nadir olarak alerjiye neden olmaktadır. Çünkü onların polenleri havayla taşınamayacak kadar ağırdır. Bu bitkilerin polenleri bir yerden bir yere böcekler tarafından taşınmaktadır. Bazı bitkiler ise ağustosun sonunda polen vermeye başlarlar. Bu eylül ayı boyunca devam eder. Kimi zaman ekim ayına kadar veya ilk soğuklara kadar polen verdiği olur.

Mantarlar ekmeği küflendiren, meyvelerin bozulmasına neden olan küflerdir. Aynı zamanda kuru yapraklarda, çayırlarda, samanda, tohumlarda diğer bitki ve toprakta da bulurnurlar. Soğuğa dirençli oldukları için alerji sorunu uzundur ve karın toprağı kapattığı dönemler dışında tüm bir yıl sporları havada bulunur. Ev içimde mantarlar ev bitkilerinde ve onların saksı toprağında yaşar. Bodrum katları ve çamaşır odaları gibi nemli yerlerin yanı sıra peynirde ve mayalanmış içkilerde de bulunurlar.

YIL BOYUNCA SAMAN NEZLESİ NASIL DEĞİŞİR?

Alerjenler hayvan artıkları, kozmetik malzemeler, mantarlar, yiyecekler ve ev tozlarında dahil olmak üzere bütün yıl boyunca bulunurlar. Ev tozu, mobilyalardan dökülen selülozdan, mantardan, ev hayvanlarında dökülen artıklardan ve böcek parçalarından oluşan karmaşık bir yapıdır. Alerji kışın sıcak hava sistemlerinin açılmasıyla ev tozunun etkisi altında artmaktadır.

ALLERJİ ZARLARI OLABİLİRMİ?

İdeal olarak alerjinizi oluştuğu yerden uzakta yaşamayı seçebilirsiniz. Ne yazık ki bu ideal uygulamayı seçebilirsiniz. Ne yazık ki bu ideal uygulama nadiren yapılabilir. Ancak aşağıda sıralanan kendi kendinize yardım önerileri denemeye değerdir.

  1. Çimleri keserken veya ev temizliği yaparken polen maskesi takın.
  2. Isıtma ve havalandırma sistemlerindeki filtreleri aylık olarak değiştirin yada bir hava temizleme aygıtı kullanmaya başlayın.
  3. Polenlerin çok yoğun olduğu dönemlerde kapıları ve pencereleri kapalı tutun.
  4. Evde bitki ve hayvan bulundurmayın.
  5. Kuş tüyü yastıkları, yün battaniye ve yün örtüleri pamuk veya sentetik maddeden yapılmış olanlarla değiştirin.
  6. Gerekli olduğunda yeterince antihistaminik ve dekonjestan kullanın.
  7. Yatağınızın baş tarafı yukarı kaydırılmış bir şekilde uyuyun.
  8. Genel sağlık kurallarına uyun.
  9. Her gün egzersiz yapın.
  10. Sigarayı bırakın ve diğer hava kirliliğine neden olan şeylerden uzak durun.
  11. Dengeli beslenin karbonhitratları aza indirin.
  12. Dietinizi vitaminleri ekleyin (C vitamini)
  13. Doktorunuzun tavsiyelerine uyun.

Kış aylarında iyi bir nemlendirici kullanın. Çünkü kuru ev içi havası birçok alerjik kişinin kötüleşmesine neden olmaktadır. Ancak nemlendiricide mantar üreme şansına da dikkat edin.

DOKTORUNUZ SİZİN İÇİN NE YAPABİLİR?

Kulak burun boğaz uzmanınız tam bir kulak, burun, boğaz, baş ve boyun muayenesi yapacaktır. Dikkatli bir değerlendirme sonucunda doktorunuz şikayetlerinize herhangi bir enfeksiyonun yada yapısal bir bozukluğun yol açıp açmadığına ve bunlara yönelik uygun tedaviye karar verecektir. Alerji tedavisinde bir çok ilaç vardır ve doktorunuz bunlar arasından size en uygun olanı seçecektir. Bunlar arasında antihistaminikler, dekojestanlar, kromolin ve kortizonlu ilaçlar, aşılar vardır. Şüphelenilen bir alerjinin medikal tedavisi aynı zamanda çevre kontrolü danışmalığını da kapsamaktadır. Sonuç olarak detaylı bir hikaye ve iyi bir muayeneden sonra doktorunuz tespit etmek için testler önerebilir.

Alerji araştırmaları ya kan tahlili yada deri testi şeklindedir. Modern testler sadece hangi maddeye karşı alerjiniz olduğu değil bu alerjinin düzeyi de ortaya çıkmaktadır.

BURUN ESTETİĞİ (RİNOPLASTİ)

Rinoplasti olarak isimlendirilen bu cerrahi işleminde amaç burun şekil bozukluğunu düzeltmektir. Burun içinde nefes almaya engel oluşturan kemik eğrilikleri (deviasyon) ameliyat ile birlikte yapılması mümkündür. Çoğunlukla burun küçültmek olarak bilinen rinoplasti de bazen burunu büyültmekte amaçlıdır.

AMELİYATIMI KİME YAPTIRMALIYIM?

Bu ameliyatı kulak burun, boğaz uzmanı mı yoksa plastik cerrah mı yapmalı? Burun estetik ameliyatı yüz estetiği ( Fasial Plastik) branşının bir ameliyatıdır. Amerikan Yüz Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Cemiyeti üyelerinin (American Academy of Facial Plastic and Reconstructive Surgery) %60 ını kulak burun boğaz uzmanları oluşturmaktadır. Kulak burun boğaz uzmanı bir baş boyun cerrahıdır. Temel eğitiminde burun cerrahisi olan tek branş KBB uzmanlığıdır. Fasial plastik cerrahi KBB uzmanlığının bir yan dalı olarak bütün dünyada hızla yaygınlaşmaktadır. Fasial plastil cerrahi ile ilgilenen bir KBB uzmanı bu sorunuzu en ideal biçimde çözümleyecektir. Ancak hekiminizi seçme konusunda en doğru kararı yine siz vereceksiniz.

AMELİYET ÖNCESİ GÖRÜŞME

Doktorunuzla görüşmeden önce burnunuzla ilgili tüm problemlerinizi faydalı olacaktır. Nefes almanız, burun akıntısı olup olmadığı, geniz ardına akıntı ve baş ağrısı olup olmadığını belirlemeniz bu ameliyatla birlikte bu problemlerin çözümünü mümkün hale getirecektir. Burun şekil sorunlarınızı ve nelerin düzeltilip nelerin düzelmeyeceğini doktorunuzla mutlaka tartışın.

Ameliyat sonrası beklentilerinizin olabilirliği doktorunuz tarafından ifade edilecektir. Ameliyat sonrası hayal kırıklığından kurtulmanın yolu bu dönemi iyi değerlendirmek ile mümkündür. Bu ameliyatta doktorunuzla birlikte davranmanız hem sizi hem doktorunuzu rahatlatacaktır. Yardımlaşma tüm ameliyat döneminizi zevkli bir uğraşı haline dönüştürecektir farklı beklentiler daha yolun başında doktorunuzla sizin karşı karşıya getirecektir. Sizin için çok büyük kusurlar cerrahi olarak basit bir işlemle düzeltilebilirken çok küçük bir ayrıntı bazen zor bir cerrahi ile ancak düzeltilebilmektedir. En iyi, iyinin düşmanı olarak hatırlanmalıdır.

AMELİYATIN AMACI NEDİR?

Burun estetiğinde amaç yüzünüze en uygun burunu yaptırmaktır. Bu cerrahi işlem şüphesiz mevcut kumaşla yapılacaktır Yani sizin cildinizin kalınlığı, mevcut kıkırdakların inceliği ve formu yara iyileşmeniz ve daha önce geçirdiğiniz burun ameliyatları başarı oranını belirler. Amaç yüzünüze ilgisiz bir burun yapmak değildir. Bu nedenle tek başına en güzel burunu yapmak sorunları çözmeyecektir. Yüzünüze en uygun burunu yapmak en başarılı sonuç olarak kabul edilir. Burunun bazı yerleri küçültülürken bazı yerlerinin büyütülmesi ile yüzde iyi görünen burun sağlanmaya çalışılır. Burun deliklerinin aşırı görünmediği, diri, kemik çatının kaybedilmediği ve ameliyatı olduğu izleminin saklanması önemlidir.

AMELİYAT VE SONRASI

Burun Estetik ameliyatları dünyada en çok yapılan estetik amaçlı ameliyatlardır. Ameliyat süresi 1-1.5 saati aşmamaktadır. Ancak özel durumlarda bu süre daha uzun olabilmektedir.

Ameliyat sonrası morluk ve şişlik eskiden uygulanan cerrahi tekniklere göre çok daha az oranda görülmektedir. Burun içinde bir gün kalacak tampon yada nefes almanıza engel olmayacak özel bir sünger ve burun dışını saran minik bir alçı ile uyanacaksınız.ameliyat sonrası genellikle korkulduğu gibi ağrılı geçmemektedir. Basit ağrı kesicilerle bu dönem oldukça rahat geçecektir. Bir gün sonra burun içi boşaltılacak, nefes almanız normale dönecektir. Aşırı sıcak olmayan bir mekanda başınız hafif yukarda yada oturur durumda istirahat etmeniz önerilir. Bu ameliyattan sonra her rastladığınız insan size farklı yorumlar yapacaktır. Bu zevklerin değişik olması yanı sıra eski burnunuzun iyi bilinmemesi ile ilgilidir. Burnunuz ile ilgili yorumu yorumu bu konunun uzmanları bile ancak eski burunu göz önüne alarak yapabilmektedir. Zaman içinde burnunuzla ilgili değişiklikleri doktorunuzla birlikte takip etmeniz en uygun yol olacaktır.

DIŞ KULAK HASTALIKALARI

YÜZÜCÜ KULAĞI VE BENZER SORUNLARI

Nedenler

Kulağa su kaçarken, içeriye beraberinde bakteri ve mantarları da taşıyabilir. Genellikle su tekrar çıkar, kulak kurur, böylece bakteri ve mantarlar kulakta bir soruna neden olmazlar. Fakat bazen su dış kulak kanalında kalır, böylece cilt iyice nemlenir. Bu sayede bakteri ve mantarlar çoğalır, yayılır, dış kuşak yolunda enfeksiyona yol açarlar. (Bakınız Dış Kulak Yolu)

  • Semptomlar
  • Kulakta dolgunluk hissi
  • Kaşıntı
  • Dış kulak kanalı şişer, bazen iyice kapanır.
  • Beyaz-sarı akıntı
  • Şiddetli kulak ağrısı
  • Kıkırdak da dokunmaya karşı aşırı
  • hassasiyet vardır
  • Boyundaki bezelerde büyüme

!!!Şayet bu belirtileri tespit ederseniz doktorunuza başvurunuz.

Koruma

Eğer yüzme, duş veya saç yıkama sonrası kulağınızda su hissederseniz, kulağınıza damla damlatabilmek için o kulağınız yukarı gelecek şekilde başınızı yana yatırın.

Kulak Damlalarını Kullanma

Kulak kurutucu damlayı kulağınızı yukarı ve arka yöne doğru çekerek damlatın, kulak kepçesini ileri geri çekiştirerek damlaların kulak kanalına girmesini sağlayın. Bu işlemden sonra başınızı kaldırıp kulaktaki suyun dışarı akmasını bekleyin.

Uyarı

Eğer kulak enfeksiyonunuz varsa, delik veya başka şekilde zedelenmiş kulak zarınız var ise, kulak cerrahisi geçirdiniz ise, yüzmeden veya kulak damlası kullanmadan önce bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurun. Eğer kulak zarınızın daha önce delindiğini, yırtıldığını, parasentez, işlemine tabi tutulduğunu veya herhangi bir şekilde zedelendiğini bilmiyorsananız, doktorunuza danışınız.

Şayet Probleminiz sürekli tekrarlar mahiyette ise Kulak Burun Boğaz doktorunuz size yağlı (vazelinli ) kulak tıkaçlarını yüzmeden önce kulağınıza takıp kulaklarınızı sudan korumanızı tavsiye edecektir. Kuru bir kulağın iltihaplanması daha zordur.

!!! Pamuklu çubukları kullanktan kaşını

BAŞ DÖNMESİ VE ARAÇ TUTMASI

VERTİGO NEDİR?

Bazı insanlar denge problemlerini baş dönmesi olarak nitelendirirler. Çevrenin dönmediği bu denge bozukluğu bazen iç kulağa bağlı bir problemden dolayı ortaya çıkar. Bazı insanlar ise denge sağlamaktaki zorluklarını vertigo kelimesiyle açıklarlar. Bu kelime Latince "dönmek" fiilinden gelmektedir. Bu hastalar sıklıkla kendilerinin veya çevrenin döndüğünü söylerler. Vertigo çoğunlukla iç kulak probleminden kaynaklanır.

HAREKET HASTALIĞI VE DENİZ TUTMASI NEDİR?

Bazı insanlar uçağa bindiklerinde veya arabada bulantı hissederler, hatta bazen kusarlar. Bu duruma taşıt tutması denilir. Bir çok insan bu rahatsızlığı gemiye bindiği zaman çeker bu yüzden aynı olay olmasına rağmen buna deniz tutması denir. Deniz tutması sadece ufak bir rahatsızlıktır. Bunun dışında herhangi bir tıbbi bozukluğun ifadesi değildir. Ancak bazen yolcular bu rahatsızlıktan dolayı çok kısıtlanabilirler. Çok az bir kısmında da bu rahatsızlık yolculuk bitse dahi birkaç gün daha sürmektedir.

DENGE SİSTEMİNİN ANATOMİSİ

Baş dönmesi (Dizzines, vertigo) ve taşıt tutması denge sistemi ile ilgilidir. Uzay araştırmacıları bu duyguya uzaysal oriantasyon demektedirler. Denge sistemi iç kulaktadır ve beyine vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunun yönü, hangi yönde hareket ettiği ve dönüyor mu yoksa sakin durumda mı olduğunu bildirir. Denge duygunuz sinir sisteminin aşağıda belirtilen bölümleri arasındaki kompleks ilişkilerle sağlanmaktadır.

  1. İç kulak (aynı zamanda labirent adını da almaktadır.) hareketin yönünü yani dönüp dönmediğini, ileri veya geri, bir yandan diğer yana ve yukarı veya aşağıya doğru olduğunu belirler.
  2. Gözler vücudun uzay içindeki yerini (baş aşağı vs.) ve hareketin yönünü belirler.
  3. Eklemlerde ve omurgada bulunan basınç reseptörleri vücudun hangi parçasının aşağıda olduğunu ve neresinin yere değdiğini belirler.
  4. Kaslardaki ve eklemlerdeki algılama reseptörleri vücudun hangi parçasının hareket ettiğini belirler.
  5. Merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik) daha önceki dört sistemden gelen uyarıları işler ve sonuçta koordinasyonu sağlanmış bir algılama ortaya çıkar.

Taşıt tutmasının bulguları ve baş dönmesi, merkezi sinir sistemine diğer dört sistemden birbirine zıt mesajlar geldiğinde ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak fırtınalı bir günde uçağa bindiğinizi düşünün ve uçağınız hava akımlarından dolayı sallanmaktadır. Fakat gözleriniz bu hareketi algılamamaktadır. Çünkü bütün gördüğünüz uçağın içidir. Bunun sonucunda beyniniz birbiriyle uyuşmayan mesajlar almaktadır. Sizi bundan dolayı uçak tutabilir. Veya bir arabanın arka koltuğunda oturmuş kitap okuduğunuzu düşünün. İç kulağınız ve deri reseptörleriniz yolculuğun hareketini algılayacaktır. Ancak gözleriniz sadece kitabı görecektir. Bu nedenle sizi taşıt tutabilir. Gerçek bir tıbbi örnek vermek gerekirse bir darbeden dolayı yalnızca bir taraftaki iç kulağınızın hasarlandığını düşünün. Hasarlı iç kulak normal iç kulakla aynı mesajları göndermez. Bu beyine dönme eylemiyle ilgili yanlış bilgi verir. Kişi vertigodan veya dönüyormuş hissinden şikayetçi olabilir. Bazen bulantı da görülür.

HANGİ TIBBİ RAHATSIZLIKLAR BAŞ DÖNMESİNE NEDEN OLUR?

  1. Dolaşım: Dolaşım bozuklukları baş dönmesinin en sık nedenleri arasındadır. Eğer beyniniz yeterince kan almazsa başınız dönmeye başlar. Hemen hemen herkes yatarken aniden ayağa kalktığında birkaç defa hissetmiştir, ancak bazı insanlar sık veya kronik nedenlerden ötürü baş dönmesi şikayetlerinde bulunurlar. Bu arterioskleroz (damar sertliği) dan dolayı olur. Bu rahatsızlık çoğunlukla yüksek tansiyon hastalarında, şeker hastalarında ve kan yağları yüksek olanlarda görülür. Bazen de kalp fonksiyonları yetersiz olanlarda veya kansızlık şikayeti olanlarda rastlanır. Bazı ilaçlar özellikle nikotin ve kafein beyne giden kan akımını azaltır. Dietteki çok miktarda tuz da kan akımının azalmasına neden olur. Bazen dolaşımında strese, sinirlenmeye veya gerginliğe bağlı olarak bazı bozukluklar olabilir. Eğer iç, kulak yeterince kan alamazsa daha özel bir baş dönmesi durumu olan vertigo ortaya çıkar. İç kulak kan dolaşımındaki değişikliklere çok hassastır. Bu yüzden beyin için bahsedilen zayıf kan dolaşımı durumlarının hepsi iç kulak için de geçerlidir.
  2. Yaralanma: Kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında aşırı,kısıtlayıcı bir vertigoyla birlikte bulantı ve işitme kaybı gelişir. Baş dönmesi birkaç hafta sürer. Bu süre içinde normal taraf yavaş yavaş karşı tarafın fonksiyonlarını üstlenir.
  3. Enfeksiyon: Virüslerden örneğin soğuk algınlığına neden olanlar iç kulağı ve onun beyinle olan sinir bağlantılarını etkileyebilirler. Bu kötü bir vertigoya neden olurken işitme genellikle etkilenmez. Buna rağmen bakteriler sonucunda oluşan enfeksiyonlarda hem denge hemde işitme fonksiyonlarının bozulmasına neden olur. Baş dönmesinin şiddeti ve iyileşme zamanı kırıklarda olduğu gibidir.
  4. Allerji: Bazı insanlar allerjik oldukları besinlerle veya havadaki parçacıklarla karşılaştıklarında baş dönmesi veya vertigo ile karşılaşabilirler.
  5. Nörolojik hastalıklar: Multipl Skleroz, sifiliz, tümör gibi sinir sistemini etkileyen hastalıklar dengenin bozulmasına neden olur. Bunlar nadir nedenler olmasına rağmen doktorunuz muayene sırasında bunları da düşünecektir.

ARAÇ TUTMASINA KARŞI NE YAPABİLİRİM?

  1. Her zaman vücudunuzun hareketinin iç kulağınız ve gözleriniz tarafından aynı şekilde algılanabileceği bir yerde oturun. Örnek olarak arabanın ön tarafında oturup uzak manzaralara bakabilirsiniz veya geminin güvertesi ne çıkıp ufku izleyebilirsiniz yada uçakta cam kenarında oturup dışarıyı seyredebilirsiniz. Uçak yolculukların da hareketin en az olduğu kanat üstüne denk gelen koltukları tercih edin.
  2. Eğer araba sizi tutuyorsa kitap okumayın yada zıt yöndeki koltuklara oturmayın.
  3. Araç tutması olan bir başka yolcuyla konuşmayın veya onu izlemeyin.
  4. Yolculuktan hemen önce yada yolculuk sırasında keskin kokulardan, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durun. Araştırmalar halk arasında yaygın olarak kullanılan formüllerin etkinliğini bilimsel olarak kanıtlayamamıştır.
  5. Doktorunuz tarafından tavsiye edilen ilaçlardan birini yolculuğunuzdan önce alın. Bu ilaçlardan bazıları reçetesiz olarak da satın alınabilir. Sakinleştirici veya sinir sistemini etkileyen ilaçlar için doktorunuzun reçetesi gerekir. Bazıları hap veya fitil şeklindedir bazıları ise (scopolamine) kulak arkasına yapıştırılabilen bantlar şeklindedir.

Şunu hatırlayın: Baş dönmesi ve araç tutması olaylarının büyük çoğunluğu hafiftir ve kişi bunu kendi kendine tedavi edebilir. Ancak ağır veya giderek daha da ağırlaşan vakalar Kulak Burun Boğaz, denge ve sinir sistemi konusunda uzman bir doktor tarafından takip edilmelidir.

DOKTOR BAŞ DÖNMESİ İÇİN NE YAPAR?

Doktorunuz baş dönmesini tarif etmenizi isteyecektir. Bunun bir göz kararması mı yoksa bir hareket hissi mi olduğunu, ne kadar sürdüğünü, işitme kaybı veya bulantı ve kusma olup olmadığını soracaktır. Hangi durumların baş dönmesi oluşturduğu da sorulabilir. Genel durumunuz, ilaç alıp almadığınız, kafa travması, son zamanlarda geçirilmiş bir enfeksiyon, ve kulağınızla, sinir sisteminizle ilgili birçok soruya cevap vermek durumunda olabilirsiniz. Doktorunuz kulağınızı, burnunuzu ve boğazınızı muayene ettikten sonra sinir sistemiyle ilgili bazı testler yapacaktır. İç kulak hem işitme hem de dengeyle ilgili olduğu için dengedeki bir bozukluk işitmeyi de etkileyecek veya bunun tersi olacaktır. Bu nedenle doktorunuz işitme testi (odiogram) isteyebilir. Bazı durumlarda kafatasınızın röntgenini, tomografisini veya manyetik rezonans ile görüntülenmesini veya iç kulağınızı uyarmak için kullanılan sıcak veya soğuk sudan sonra göz hareketlerinizi izleyecek bir test (elektronistagmografi - ENG) isteyebilir. Bazı durumlarda da kalbinizin değerlendirilmesini veya bazı kan testlerini önerebilir. Her hasta için her test gerekmemektedir. Doktorunuzun kararı hangi testlerin gerekli olduğunu belirleyecektir. Benzer olarak önerilen tedavi de konulan teşhis ile ilişkili olacaktır.

BAŞ DÖNMESİNİ AZALTMAK İÇİN NE YAPABİLİRİM?

  1. Ani pozisyon değişikliklerinden kaçının. Örnek olarak yatar durumdan aniden ayağa kalkmayın veya bir taraftan diğerine ani olarak dönmeyin.
  2. Aşırı kafa hareketlerinden (özellikle yukarı bakmak) veya hızlı baş hareketlerinden kaçının.
  3. Dolaşımı bozacak (nikotin, kafein ve tuz) ürünlerinin kullanımını azaltın.
  4. Baş dönmenize neden olan stresden, sinirlilikden uzak durun ve allerjiniz olan maddelere maruz kalmamaya çalışın.
  5. Baş dönmeniz olduğunda araba kullanmak tehlikeli alet kullanmak veya merdiven tırmanmak gibi zarar verebilecek aktivitelerden uzak durun.

BAŞ DÖNMESİ VE MENİERE HASTALIĞI

Tanı nasıl konulur?

Bir doktor ataklarınızın sıklığını, süresini, ciddiyetini ve karakterinin hikayesini değerlendirdikten sonra işitme kaybınızın süresini, değişip değişmediğini, çınlama veya dolgunluk hissinizin olup olmadığını, bunun tek veya çift taraflı olup olmadığını belirleyecektir. Size geçmişte frengi, kızamık veya diğer ciddi enfeksiyonları geçirip geçirmediğiniz, gözünüzde bir iltihap olup olmadığı, bağışıklık sisteminde bozukluk veya allerjinizin olup olmadığı veya geçmişte bir kulak ameliyatı geçirip geçirmediğiniz sorulabilir. Genel sağlığınız, şeker hastalığınız, tansiyonunuz, yüksek kolesterolünüz, guatrınızın, nörolojik veya duygusal problemlerinizin olup olmadığı da sorulabilir. Bazı durumlarda bu problemlere yönelik testler yapılabilir. Kulak ve baş boyunun diğer yapılarının fizik muayenesi ataklar haricinde normaldir.

İşitme testi olan Odiometrik muayene, etkilenen kulaktaki işitme kaybını gösterir. Etkilenen kulakta konuşma ayırt etme yeteneği (hastanın “git “ ve “bit “ gibi benzer kelimeler arasında ayırım yapamaması.) etkilenmiş olabilir. Denge fonksiyonunu değerlendirmek için ENG (elektronistagmografi) uygulanabilir. Bu karanlık bir odada yapılır. Kayıt elektrotları göze yakın yerleştirilir. Elektrodlardan çıkan kablolar kalp monitörüne benzeyen bir makineye bağlanır. Sıcak ve soğuk su, yada hava yavaşça her iki kulak kanalına uygulanır. Göz ve kulak, sinir sistemi sayesinde birlikte çalıştıkları için denge sistemi ölçümünde göz hareketlerinin ölçümü kullanılır. Hastaların yaklaşık %50 sinde etkilenen kulakta denge fonksiyonu azalmıştır. Denge sistemini değerlendirmek için rotasyon testi veya denge düzlemi gibi diğer denge testleri de uygulanabilir.

Uygulanabilecek diğer testler:

Elektrokokleografi (EcoG) bazı Meniere hastalarında iç kulaktaki artmış sıvı basıncını gösterebilir. İşitsel beyin kökü cevabı(ABR)işitme siniri ve beyin yollarının bilgisayarlı testidir.

BT (bilgisayarlı tomografi ) ve MRI (manyetik rezonans görüntülemesi) işitme ve denge siniri üzerinde meydana gelen tümörü belirlemek için gerekebilir. Bu tümörler nadirdir ancak Meniere'e benzer semptomlara sebep olurlar.

Doktor hangi tedavileri önerecektir?

Diet ve tedavi:

Az tuzlu diyet ve bir diüretik (suyu vücuttan atılımını sağlayan ilaç ) Meniere hastalarında atak sıklığını azaltabilir. Diüretikten tam verim alabilmek için tuzu kısıtlamanız ve ilacınızı belirtildiği şekilde düzenli almanız çok önemlidir.

Yaşam biçimi:

Kafein, sigara ve alkolden uzak durun! Düzenli uyuyun ve iyi beslenin. Fiziksel olarak aktif olun ama gereksiz yorgunluklardan kaçının. Meniere hastalığında stres, baş dönmesi ve kulak çınlamasına sebep olabilir. Stres den uzak durun.

Önlemler:

Eğer uyarmaksızın baş dönmeniz olursa, araç kullanmayın çünkü araç kontrolündeki başarısızlığınız, siz ve diğerleri için tehlikeli olabilir. Güvenlik için yüzmeden, merdivenlerden, yapı iskelelerinden vazgeçmeniz gerekebilir.

Cerrahi ne zaman tavsiye edilir?

Eğer baş dönmesi atakları konservatif çözümlerle kontrol edilemiyorsa ve ataklar günlük işleri kısıtlıyorsa aşağıdaki cerrahi işlemlerden biri tavsiye edilebilir:

  1. Endolenfatik şant (iç kulak sıvısının boşaltılması) veya dekompresyon (basıncın azaltılması) işlemi işitmeyi koruyan bir kulak ameliyatıdır. Vakaların 1/2-1/3’ünde baş dönmesi ataklarının kontrolu sağlanır. Ancak hiçbir hastada bu kontrol kalıcı değildir. Diğer işlemlere kıyasla daha kısa sürer.
  2. Vestibüler nörektomi denge sinirinin iç kulağı terkedip beyine girdiği yerde kesilmesi işlemidir. Baş dönmesi atakların büyük bir kısmı bu ameliyatla tedavi edilebilir ve vakaların çoğunda işitme korunulur.
  3. Labirentektomi ve işitme sinirinin kesilmesi : Bir tarafın iç kulağndaki işitme ve denge mekanizmalarının harap edilmesidir. Meniere hastasının etkilenmiş olduğu kulağı çok az duyuyorsa bu yöntem tercih edilebilir. Genellikle baş dönmesi atakları kontrol altına alınır.

Diğer ameliyatlar ve tedaviler de bazı durumlarda tavsiye edilebilir. Cerrahi tedavi gerekli görülüyorsa, cerrahınızla riskleri ve kazanacaklarınızı tartışmalısınız. Her ne kadar Meniere hastalığının tedavisi yoksa da hemen hemen her vakada baş dönmesi kontrol altına alınabilir.

GÜRÜLTÜ VE İŞİTMEYE ETKİSİ

GÜRÜLTÜ, KULAKLAR VE İŞİTMENİN KORUNMASI

10 kişiden birinde işitme kaybı vardır, bu kayıp normal konuşmayı ve anlayabilmeyi etkiler. Aşırı sese maruz kalma işitme kaybının en sık sebebidir.

Gürültü gerçekten kulaklarımı etkileyebilir mi?

Evet,gürültü tehlikeli olabilir. Eğer ses yeterince yüksekse ve uzun sürerse işitmemize zarar verebilir. Gürültü sonucu meydana gelen hasara işitme siniri ile ilgili işitme kaybı ya da sinir kaybı diyoruz. Bu gürültüden başka faktörlerle de oluşabilir ancak gürültü sebebiyle meydana gelen işitme kaybının başka yönden önemi vardır:azaltılabilir ve hatta önlenebilir.

Kulaklarımı iyileştirebilir miyim?

Hayır,eğer kulağınızın yüksek sese alıştığını düşünüyorsanız bu durum kulaklarınıza büyük olasılıkla zarar vermiştir ve hiç bir tedavi yöntemi yoktur. Ne ilaç, ne cerrahi ne de işitme aleti kulağınız gerçekten zarar görmüşse gerçekten işitmenizi düzeltmez.

Kulak nasıl çalışır?

Kulağın üç ana bölümü vardır:dış kulak, orta kulak, iç kulak. Dışarıdan görebildiğimiz parça olan dış kulak kendi kanalına açılır. Kulak zarı dış kulak yolunu orta kulaktan ayırır. Orta kulaktaki örs, çekiç ve üzengi kemikçikleri iç kulağa sesin iletilmesine yardımcı olurlar. İç kulakda işitme ve dengeye hassas hücrelerle, beyine giden işitme siniri vardır.

Herhangi bir ses kaynağı kulağa titreşim veya ses dalgaları gönderir. Bunlar dış kulak yolu vasıtasıyla iletilir ve kulak zarına çarparak zarın titreşimini sağlar. Bu titreşimler orta kulağın küçük kemikçiklerine iletilir ve kemikçikler yoluyla iç kulağa buradan da işitme sinirine geçerler. Titreşimler iç kulakda sinir uyarıları haline dönüştürülür ve direkt olarak beyine giderler. Beyne gelen uyarılar müzik, kapı çarpması gibi ses olarak algılanır.

Ses çok fazla olduğu zaman iç kulaktaki sinir uçlarını öldürmeye başlar. Yüksek sese maruz kalma süresi uzadıkça daha fazla sinir ucu harap olur. Sinir ucu sayısı azaldıkça da işitme azalır. Ölü sinir uçlarını canlandırmak mümkün değildir ve hasar kalıcıdır.

Sesin zararlı olduğunu nasıl anlayabilirim?

İnsanlar gürültüye duyarlılıkları açısından farklıdır. Genel olarak sesinizi duyurmak için bağırmak zorunda kaldığınız gürültülü ortam, kulağınızı ağrıtan sesler, kulağınızı çınlatan gürültü veya maruz kaldıktan sonra sağırlık yaşattıran sesler işitmenize zarar verebilir.

Bilimsel olarak ses iki türlü ölçülebilir: şiddet veya sesin yüksekliği desibel (dB) olarak ölçülür. Tizlik ise saniyedeki ses titreşim frekansı olarak ölçülür. Düşük tizlik (tuba gibi derin ses) daha az titreşim yaparken yüksek ses (violin gibi) daha fazla titreşim yapar.

Frekans ve işitme kaybı arasında nasıl ilişki vardır?

Frekans saniyedeki devir veya Hertz (Hz) olarak ölçülür sesin tizliği ne kadar yüksekse frekansı o kadar fazladır. Genel olarak en iyi duyan çocuklar büyük kilise orgunun en düşük notası olan 20 Hertz’lik sesten köpek havlama sesinin en tizliği olan 20.000 Hertz’lik sese kadar sesleri ayırt edebilir . İnsan konuşması 500 - 2.000 Hz arasında değişir ve pek çok insana çok yüksek veya çok alçak frekanslı seslerden daha gürültülü gelir. Duyma kaybı başlayınca yüksek frekanslar daha önce kaybedilir. Bu da işitme kayıplı insanların bayan ve çocukların yüksek tizlik seslerini neden daha zor duyduklarını açıklar.

Yüksek frekanslardaki duyma kaybı ses bozulmasına yol açar. Böylece ses duyulmasına rağmen anlaşılamaz. Ayrıca işitme kayıplı hastalar benzer duyulan kelimeler arasındaki farkı ayırt edemezler çünkü bu sessiz harfler diğer sessizlere ve sesli harflere nazaran daha yüksek frekans aralığına sahiptirler.

Desibel Nedir?

Sesin şiddeti desibel (dB) olarak ölçülür. Yelpaze insan kulağının duyabileceği en silik sesten (0dB) roketin havalanma sesine (180dB) kadar değişir. dB logaritmik bir ifadedir, bu yüzden dB şiddetinde 10 ünitelik artış bir alttakinin 10 katı fazlası anlamına gelir; yani 20 dB, 10 dB’in 10 katı ve 30dB de 10 dB’in 100 katıdır.

Duymamı etkilemeksizin dB ne kadar yükseğe çıkabilir?

Pek çok uzman 85 dB’ den daha fazla sese maruz kalmanın zararlı olduğu konusunda hem fikirdir .

Duyduğum gürültüye maruz kalma süresinin işitmedeki hasarla ilişkisi var mıdır?

Vardır. Yüksek sese ne kadar uzun süre maruz kalırsanız o kadar hasar gelişir. Ayrıca sesin kaynağına ne kadar yakınsanız hasar o kadar fazla olur. Her silah sesi yakın çevredeki herkesin kulağına zarar verebilir. Daha büyük ve topçu sınıfı silahlar en kötüsüdür çünkü en fazla gürültüyü bunlar çıkarır. Ancak patlama yakınınızda olursa küçük silahlar bile işitmenize zarar verebilir. Ateşli silah kullanan biri kulaklık kullanmıyorsa işitme kaybı riskiyle karşı karşıyadır. Son çalışmalar gençlerde işitme kaybı sıklığının arttığını göstermektedir. Yüksek sesle dinlenen rock müziği ve kulaklıklı taşınabilir radyo-teyp (Walkman) kullanımındaki artış gençlerdeki işitme kaybından sorumlu olabilir.

Gürültü işitmem dışında başka bir zarar verebilir mi?

Kulak çınlaması gürültüye maruz kalma sonrası görülür ve sıklıkla kalıcıdır. Bazı insanlar yüksek sese sinirlilik reaksiyonu gösterirler ayrıca kalp hızı ve kan basıncı veya mide asidinde artma görülebilir. Çok yüksek ses güç görevleri yerine getirmeyi dikkati dağıtmak suretiyle azaltır.

Kim işitme koruyucusu kullanmalıdır?

Eğer gürültülü bir ortamda çalışmak zorundaysanız koruyucu kullanmalısınız. Ayrıca bu koruyucular; güçlü elektrikli aletler, gürültülü bahçe aletleri veya ateşli silah kullanırken de giyilmelidir.

İş sırasında gürültüye maruz kalma ile ilgili kanunlar nelerdir?

Pek çok insanda devamlı 85 dB üzerinde gürültüye maruz kalma anlamlı şekilde işitme kaybına yol açar ve daha yüksek sesler bu hasarı arttırır. Korunmamış kulaklar için izin verilen maruz kalma süresi ortalama gürültü seviyesinde her 5dB artış için yarısı kadar azaltılmalıdır. Örneğin 90dB için maruz kalma süresi 8 saat, 95 dB için 4 saat ve 100 dB için 2saat olmalıdır. İzin verilen en yüksek gürültü seviyesi korunmuş kulak için günde 15 dakika ve 115 dB’dir.140 dB üzerindeki gürültü kabul edilemez.

ABD’de mesleki güvenlik ve sağlık birliği yönetimi 1983 yılı işitme koruma kanununda gürültülü çalışma ortamlarında işitme koruma programı uygulamayı istemektedir. Bu ise ortalama 85 dB veya daha fazla gürültüye maruz kalan yaklaşık 5milyon çalışanda yıllık işitme testi yapmayı kapsar. İdeal olarak gürültülü makine ve çalışma ortamları daha az gürültülü aletlerle donatılmalı veya çalışma saatleri azaltılmalıdır. Ancak bunun maliyeti pahalıdır. Alternatif olarak kişisel işitme korumaları ortalama 90 dB’den yüksek gürültüde kullanılmalıdır. Gürültü ölçümleri işitme koruması ihtiyacını gösterirse işveren en az kulak tıkacı ve bir tip de kulak susturucusunu ücretsiz olarak çalışanlarına vermek zorundadır. Yıllık işitme testleri yüksek frekanslarda 10 dB veya daha fazla işitme kaybını gösterirse çalışan bilgilendirilmeli ve gürültü 8 saat için 85 dB’den fazla ise işitme korumaları kullanmalıdır. İşitmede daha fazla kayıp ve/veya kulak hastalığı ihtimali KBB uzmanına görünmeyi gerektirir.

İşitme koruyucuları nedir ve ne kadar etkilidir?

İşitme koruyucu aletleri kulak zarına ulaşan sesin şiddetini azaltırlar. 2 formu vardır: kulak tıkacı ve kulak maskesi.

Kulak tıkacı dış kulak yoluna uyan küçük aletlerdir. Etkili olmaları için total olarak kulak kanalını tıkamaları gerekir. Çeşitli tip ve ebatlarda olabilirler. Kulakta tutamayan kişiler için baş bandı ile kullanılabilirler.

Kulak maskesi kulağı kaplayacak şekilde oturur ve kulak kanalının tüm çevresini bloke eder. Bunlar uyumlu bantlarla yerlerinde tutulur. Gözlük çevresini ve uzun saç çevresini kapatmazlar ve ayarlanabilir baş bandı kulak maskeyi yerinde tutmak için yeterlidir. Kulak tıkaçları rahat bir şekilde yerleştirilmeli ve böylece kulak kanalı tamamen kapanmalıdır. İyi uymayan kirli veya yırtılmış tıkaçlar kanalı kapatmaz ve rahatsız edebilir. Uygun, iyi oturmuş tıkaçlar sesi 15-30 dB azaltabilir. İyi tıkaçlar ve maskeler sesin azaltılmasında eşittirler ancak tıkaçlar düşük; susturucular yüksek frekanslarda etkilidirler. Tıkaç ve susturucuların birlikte kullanımı tek başlarına kullanıma nazaran 10-15 dB daha fazla koruma sağlar. 105 dB’den yüksek sesler için beraber kullanım düşünülmelidir.

Niçin sadece pamuk ile kulaklarımı kapatamam?

Kulak topları ve kağıt doku tıpaları sesi sadece 7 dB azaltır.

İşitme koruyucularının ortak problemleri nelerdir?

İşitme koruyucusu kullanan işçilerden yarısı koruyucuların ses azaltma potansiyellerinin yarısını kullanırlar çünkü bu gereçleri devamlı kullanmazlar veya bu aletler tam olarak kulağa uymaz. 8 saatlik bir süre devamlı takılırsa 30 dB’lik ses azalması sağlayan bu koruyucu gürültüde 1 saat çıkarılırsa sadece 9 dB’lik sağlar. Bu desibeller logaritmik yelpaze ile ölçülmeleri sonucudur ve her 10dB artışta ses enerjisinde 10 kat artış görülür. Korunmamış kulakla işçi koruyucu kullanmaya nazaran 1000 kat daha fazla ses enerjisine maruz kalır. Ek olarak sese maruz kalma toplamsaldır. Bunun için evdeki gürültü veya partideki gürültü toplanarak hesaplanır. İş yerinde maksimum izin verilebilen gürültünün ardından gürültülü müziğe maruz kalma günlük güvenlik limitini aşar. Tıkaç veya susturucu devamlı kullanılsa bile eğer kulak derisi ve koruyucu biraz aralık varsa fazla işe yaramazlar.

İşitme koruyucuları kullanırken sesimizi daha fazla ve derinden duyarsınız. Bu koruyucuların iyi yerleştirildiğini gösteren yararlı bir bulgudur.

İşitme koruyucuları kullanırken diğer insanları veya makine problemlerini duyabilir miyim?

Güneş gözlükleri nasıl parlak ışıkta görmeye yardımcı olursa işitme koruyucuları çok gürültülü yerlerde konuşmayı anlamayı arttırır. Sessiz bir ortamda normal duyan işitme koruyucusu takan insanlar düzenli konuşmaları anlayabilirler.

İşitme koruyucuları işitmesi bozuk veya dil anlaması kötü olanlarda normal anlamayı çok az azaltırlar. Ancak hafif işitme kayıplı kişilerin kulak tıkaç ve susturucuları takmaları daha fazla iç kulak hasarının önlenmesi açısından önemlidir.

İşitme koruyucularının işçilerin bozuk bir makine sesini anlayabilme kabiliyetini düşürdüğü tartışılmıştır. Ancak pek çok işçi daha fazla seste de uyum sağlayabilir ve böylece problemleri tesbit edebilirler.

İşitmemdeki hasar eski ise bunu nasıl anlayabilirim?

İşitme kaybı uzun yıllar süresince oluşur. Yavaş, ilerleyici ve ağrısız olduğu için fark edilmeyebilirler. Fark edebildiğiniz kulakta çınlama veya başka seslerdir. Bu da uzun süreli olarak işitme sinirine zarar veren gürültüye maruz kalma sonucunda gelişir. Veya insanların söylediklerini anlama güçlüğü çekilebilir. Özellikle gürültülü bir ortamdayken insanlar mırıldanıyor gibi gelebilir. Bu yüksek frekans işitme kaybının başlangıcı olabilir ve işitme testi bunu tesbit edebilir. Eğer bu bulgulardan herhangi biri varsa kulakta kulak kiri veya kulak enfeksiyonu gibi düzeltilebilir hastalıklarınız olabilir. Ancak gürültüye bağlı işitme kaybı da olabilir.

Her durumda işinizi şansa bırakmayın. Gürültüye bağlı işitme kaybı kalıcıdır. Eğer işitme kaybından şüpheleniyorsanız bir KBB uzmanına görünün. Doktor işitme problemini teşhis eder ve en iyi tedavi yolunu önerir.

KULAK ÇINLAMASI

KULAK ÇINLAMASININ NEDENİ

Bazı zamanlar kulağımda zil sesi duyuyorum bu normal midir? Tamamiyle değil. Kafa içinde ki bu seslere genel olarak tinnitus denilir ve çok yaygındır. Tinnitus zaman zaman ortaya çıkabilir veya siz sürekli olarak bir ses duyabilirsiniz. Çok kalın veya çok ince olabilir, tek kulağınızda veya her iki kulağınızda da duyabilirsiniz. Zil sesi sürekli olduğunda bu kişiyi çok rahatsız edebilir. Hatta bu rahatsızlık kişilerin normal hayatlarını etkiliyecek boyuta kadar çıkabilir.

BAŞKA İNSANLAR KULAĞIMIN İÇİNDEKİ BU SESLERİ DUYABİLİR Mİ?

Bu genellikle olmaz ancak bazı durumlarda dinleyen kişi bir çeşit ses duyabilir. Bu tip tinnituslara objektif tinnitus denilir. Çoğunlukla ya bir damar anormalliğinden dolayı veya kasların kasılması sonucu orta kulakta meydana gelen seslerden ötürü gelişir.

TİNNİTUS (ÇINLAMA) KONUSUNDA EN SIK RASTLANAN SORULAR

Tinnitusun Nedeni Nedir?

Sesin sadece hasta tarafından duyulduğu subjektif tinnitusun birçok olası nedeni vardır. Bazı nedenler kötü değildir (örnek olarak küçük bir kulak kiri geçici bir süre tinnitus yapabilir.) Bunun yanında enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi ve orta kulakta ki kemiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi gibi daha önemli nedenler de olabilir. Tinnitus baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri (anevrizma) veya denge ve işitmeyi sağlayan sinirden kaynaklanan bir tümörden (akustik nörinom) dolayı da olabilir. Bu problemlerde işitme kaybı da vardır. Allerji, yüksek veya düşük tansiyon, tümör, şeker hastalığı, tiroid problernleri, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler ve birçok diğer nedenler: bazı romatizma ilaçlan, bazı antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar ve aspirin tinnitusa neden olabilir. Her durum için tedavi çok farklıdır. Bu nedenle konusunda uzmanlaşmış bir doktora kontrol olmak ve kulak çınlamasının gerçek nedenini bulmak çok önemlidir.

Tinnitus çoğunlukla işitme sinirlerinin mikroskopla görülebilecek kadar küçük olan uçlarında meydana gelen hasarlardan ötürü gelişir. Bu sinir uçlarının sağlıklılığı doğru ve kesin duymayı sağlar ve bunlarda meydana gelecek bir hasar işitme kaybı ve tinnitusa yol açar. İlerlemiş yaşla birlikte sinir uçlarında bazı değişiklikler meydana gelir bu da beraberinde tinnitusu getirir. Günümüz dünyasında yüksek ses tinnitusun muhtemelen en sık rastlanan nedenidir ve işitme kaybına da yol açar. Ne yazık ki birçok insan endüstriel gürültünün, yangın alarmlarının, yüksek sesle müzik dinlemenin ve diğer gürültülerin ne kadar zararlı olduğundan ya habersiz yada bunu umursamamaktadır. Stereo kulaklıklarla yüksek müzik dinlemek riski daha da fazlalaştırmaktadır.

Tinnitusun Tedavisi Nedir?

Vakaların çoğunda özel bir tedavi yoktur. Eğer doktorunuz gerçek nedeni bulursa bunu ortadan kaldırmaya yönelik tedavi sonucunda kulağınızdaki çınlamalar da ortadan kalkar. Bunun için bazı röntgen filmleri ve denge testlerine ihtiyaç duyulabilir. Bunlara rağmen tinnitusun nedeni çoğu zaman bulunamaz. Neden ortaya konulmamış olmasına rağmen bazı durumlarda ilaçlar yardımcı olmaktadır. Kullanılan birçok ilaç vardır. Genellikle hastaya ilaç alması önerilir ve sonuç alınıp alınmadığı sorulur.

Eğer Bir Neden Ortaya Konulamazsa Tinnitusun Azalması İçin Birşey Yapılabilir mi?

Evet. Aşağıda yapmanız ve yapmamanız önerilen şeyler tinnitusunuzun azalmasına yardımcı olacaktır. Herşeyden önce işitme sisteminin vücudun en hassas ve kırılgan sistemi olduğu hatırlanmalıdır. Bu nedenle aşağıdakileri yapmanız önerilmektedir.

  1. Yüksek sesli müziğe maruz kalmaktan korunun
  2. Kan basıncını sürekli kontrol ettiriniz. Kontrol altında olması için doktorunuza başvurun.
  3. Tuz alımını kısıtlayın (fazla tuz dolaşım sisteminizi bozacaktır.) Tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve yemeğinize tuz eklemeyin.
  4. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigaradan uzak durun.
  5. Günlük egzersizler kan akımınızı düzenler.
  6. Yeterince dinlenin ve çok yorulmaktan sakının.
  7. Sesten endişelenmeyin. Kulak çınlamanız sizin sağır olmanıza ve aklınızı kaybetmenize neden olmaz. Bu sesleri rahatsız edici ama önemsiz bir gerçek olarak kabul edin ve olabildiğince yok saymayı öğrenin. Bu çeşit kontrol ya kişinin kendini tembihlemesiyle yada maskeleme yöntemiyle başarılabilir.
  8. Sinirliliğinizi ve gerginliğinizi en aza indirin.

KİŞİNİN KENDİNİ TEMBİH ETMESİ NE DEMEKTİR? BU GEÇERLİ MİDİR?

Tembihleme, konsantrasyon ve gevşeme egzersizleri sonucunda kan basıncını ve kas gruplarını sistemli olarak kontrol etmeyi sağlar.

MASKELEME NEDİR? TİNNİTUS MASKELEMESİ NEDİR?

Tinnitus özellikle çevre sessiz olduğu zaman, gece yatarken, daha rahatsız edicidir Tinnitusla yarışacak bir ses bir saatin tıklaması veya bir radyo, rahatsızlığı azaltacaktır. Bazı doktorlar alçak seşle FM kanallarını dinlemeyi önermektedir: Birçok hasta iki istasyon arasında ayarlanmamış radyonun çıkardığı sesi alçak sesle dinlemekten fayda bulduklarını ifade etmiştir. Böylesine statik bir ses çok rahatlatıcı olabilir. Bu ses beyaz ses olarak bilinmektedir. Bazı hastalar rahatlatıcı ses üreten elektronik aletler kullanmaktadır. Tinnitus maskeleyici işitme cihazını içine yapılan veya ona eklenen küçük bir eloktronik parçadır. Sürekli ama rahatsız etmeyecek bir ses üreterek kişinin kulak çınlamasını unutmasını sağlar.

İŞİTME CİHAZLARI ÇINLAMANIN AZALMASINI SAĞLAR MI?

İşitme bozukluğu kişilerin bazılarında çınlamanın kullandıkları cihazlar tarafından azaltıldığı veya yok edildiği söylenmektedir. Ancak işitme cihazı sadece tinnitusu önlemek için kullanılacaksa özenli bir çalışma yapılmalıdır. Genellikle işitme cihazı çıkartılınca çınlama ilk durumuna geri döner.

SONUÇ

Kulak çınlamanız için herhangi bir tedaviye başlamadan muhakkak bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından dikkatli bir muayeneden geçmelisiniz.